|
HOŞ GELDİNİZ
Bu
Sayfadaki Makaleler
S.Soner SELÇUKLU
GİRİŞ
AÇISI
3. Kitabım, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler İçin YÖNETİMDE 14 "S" BECERİSİ çıktı!
İşletme Kültürü
Üzerine
"Doğrusal olarak tanımlanamayan ve teknolojinin
tetiklediği değişim ve gelişimin yaşandığı
kaotik bir dünyayı
küreselleşme olgusuyla ifade ederken, işletmeler açısından stratejiyle
kültürel uyumun sağlanması ihtiyacı da önem kazanmıştır."devamı
için tıklayınız...

"Yönetimde
14 "S" Becerisi " hakkında
" Yetenek" Türk Dil Kurumu sözlüğünde: Bir
kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği, kabiliyet; Bir duruma
uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç, kapasite;
Kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini çerçeveleyen sınır; Dışarıdan
gelen etkiyi alabilme gücü"
devamı
için tıklayınız...
Size Bağlı...
"Görmeyeli ne kadar değişmişsin? Her şey nasıl da
hızlı değişiyor. Bugün sende değişik bir şeyler var... Aramızda değişen
şeyler var. Bu değişikliğin nedenini anlayamıyorum. Bana çok değişik
geldi. Değiş artık! Değişmenin tam sırasıydı.
"
devamı için
tıklayınız...
Yönetim Danışmanıyla
çalışma kararı verilmesinin önündeki engeller nelerdir?
"Konumuzu kâr amacı güden üretim ve hizmet
kuruluşlarıyla sınırladığımızda ilginç bir Türkiye gerçeğiyle
karşılaşıyoruz. Tepe yönetimlerin şirketleri için,
yönetim danışmanlığı hizmetlerinden yararlanmasıyla ilgili karar
verme hızı, faaliyetleri sırasında fizibilitesi bile yapılmamış strateji
ve taktikleri geliştirme hızının çok gerisindedir."
devamı için
tıklayınız...
Şirketlerin Ergenlik Dönemi Nedir?
"Organizasyonlar için çeşitli çevrelerce bebeklik,
çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık dönemi diye dile getirilen
dönemlerin açık ve net tanımlanmış modellerle açıklanmak yerine
zihinlerde herkesçe farklı şekilde çağrışımlar yapan tanımsız
tanımlara karşılık geldiğini görüyorum.15
yıldan fazla devam eden girişimcilik deneyimim, irili ufaklı
yüzlerce şirketle olan ticari ilişkilerimin sağladığı birikimlerim ve 12
yıldan fazla eğitim ve genel yönetim danışmanı olarak bir araya
getirdiğim gözlemlerim şirketlerin faaliyetlerini yürütürken
geçirdikleri en önemli dönemi “ergenlik” olarak ortaya koyma
fikrini verdi."
devamı için tıklayınız...
Şirketlerin ön ve orta dönem ergenlik
göstergelerinden bazıları
"Aşağıdaki maddelerin
önemli bir bölümünün, samimi bir değerlendirmeyle, kuruluşunuza uygun
olduğunu düşünüyorsanız vakit geçirmeksizin bir yönetim
danışmanına başvurunuz."
devamı için tıklayınız...
Strateji nedir?
"Strateji, Latince kökenli olup, stratus/stratum (tabaka, seviye, düzlem)
kelimesinden gelmektedir. Önceleri askeri kesimde kullanılan bu kavram,
hızla iş dünyası tarafından benimsenmiştir. İşletmenin içinde bulunduğu
koşullarda durdurucu, geriletici ve yavaşlatıcı engelleri ortadan
kaldırarak, ona faaliyet serbestisi sağlayan ve amaçlara sıkıca bağlı
olan düşünsel boyutta bir değer sistemidir. Günümüzde artık iş
dünyasının yanı sıra dernekler, sivil toplum örgütleri,siyasi partiler,
kamu kuruluşları ve ülkeler de stratejiler geliştirmektedir."
devamı için tıklayınız...
Girişimcilik nedir?
"Girişimcilik,
bir kişilik tanımından önce, beynin yaratıcı zihinsel faaliyetlerinin bir
iş kapsamında uygulanmaya dönük yönü olarak ele alınabilir.Tıpkı liderliğin
sadece doğuştan olduğunu iddia edemeyeceğimiz gibi girişimcilik de ortaya
çıkartılarak liderlik gibi sonradan öğrenilir, beslenebilir ve
geliştirilebilir. Bu, tetikleyici bir nedenle zihnimizin derinliklerinde
düşünce boyutunda başlayan bir reaksiyonun, patlamayla açığa çıkan
sürdürülebilir etkinliği ile ilgilidir."
devamı için tıklayınız...
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?
"Bir
çok açıdan değişimin hızlı olduğu bir dünyada yaşadığımıza hiç kuşku
yok...Üstüne üstlük "Değişim" kavramı da dillerden düşmüyor artık.“Bilgili”
insan yerine de “bilgilenen, sürekli öğrenen insan” tanımı
yapılıyor. "
devamı için tıklayınız...

İŞLETME
KÜLTÜRÜ ÜZERİNE
Doğrusal olarak tanımlanamayan ve teknolojinin
tetiklediği değişim ve gelişimin yaşandığı kaotik bir dünyayı
küreselleşme olgusuyla ifade ederken, işletmeler açısından stratejiyle
kültürel uyumun sağlanması ihtiyacının da önem kazandığını görüyoruz.
Çünkü planlama, organize etme, yönlendirme ve
kontrol fonksiyonları aracılığıyla organizasyonu belirli bir amaca
yöneltmek olarak özetleyeceğimiz yönetim süreci kültürel yapıyla
doğrudan etkileşim içindedir.Kültür çalışanları yalnızca ücretleri için
emek veren bireyler olmaktan çıkaran bir yapıştırıcıdır. Görevlerden
doğan birlikte çalışma zorunluluğunu, ortak vizyon ,misyon ve strateji
doğrultusunda kazandırılacak bir ruhla ,değerlerle
ve prensiplerle harmanlayarak, en üstten en alt birime kadar anlamlı ve işlevsel hale getiren işte bu
kültürdür. Kültür sayesindedir ki davranış normları ortaya konularak
çalışanların amaçlar doğrultusunda faaliyetlere
tutarlı katılım etkinliği
sağlanır.
Her şirket kendine özgü bir kültürü tepe yönetimin
beklentileri doğrultusunda yaratır. Kanımca bir şirketin
pazarda belirli bir zamanda ürün ve hizmetleriyle var olması bundan
sonrası için büyüme ve gelişmesinin garantisi değildir. Her şey
mevcut kültürün dış ve iç çevre uyumunu dinamik biçimde
gerçekleştirmesine bağlıdır. Bu bağlamda kültürün katılımcılığı,
yaratıcılığı destekleyen ortama sahip olup olmadığı irdelenerek gerekli
dönüşüm çalışmalarını başlatmak gerekir.Durduran, yavaşlatan, geliştiren
yönler ortaya konularak bu süreci özenle işletmek gerekir.
İletişim,Sosyalleşme,
İşle ilgili Kurallar , Mekan ,Toplantı Yönetimi, Sorun Çözme
Metodolojisi, Zaman Algısı, Raporlama,Yönetim Stili, Ödül ve Ceza ,Yetki
Devri, Geri Bildirim, Bilgi Yönetimi, Kariyer Planlama , Personel Seçme
ve Yerleştirme kültürel dönüşümün referans noktalarıdır. İşe buralardan
başlamak gerekir.
**********************************
**********************************

" Yetenek" Türk Dil Kurumu
sözlüğünde: "Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği,
kabiliyet; Bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan
gelen güç, kapasite; Kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini
çerçeveleyen sınır; Dışarıdan gelen etkiyi alabilme gücü" ,
"Beceri" ise Türk Dil Kurumu sözlüğünde: "Elinden iş gelme durumu,
ustalık, maharet. Kişinin yatkınlık ve öğrenime bağlı olarak bir işi
başarma ve bir işlemi amaca uygun sonuçlandırması" olarak
tanımlanıyor. Lider yöneticiliği, günümüz organizasyonları için
yöneticilik anlayışında anlam genişlemesinin bir ifadesi ve kavramın
yeniden tanımlanması olarak ele alıyoruz.
Bu gerçekten hareket
ettiğimizde, günün sorunlarına çözüm bulmada kazanmamız gereken
becerileri de ortaya koymalıyız. Bu becerilerin hepsinde %100 performans
yakalamak mümkün olmasa da kayda değer ölçüde kullanmayı öğrenmek
durumundayız. Bunun için 14 becerinin tamamında etkinlik arayışına
girmek yerine öncelikleri belirleyerek "1S, 3S, 5S, 9S,12S,14S"
adımlarını izlemeyi önerebilirim. Kitap, yönetimle ilgili becerileri 'S' harfi ile başlayan 14 başlık altında
toplamış olsa da, çok daha fazlasını veriyor. İlgiyle okuyacağınızı
ve işletme pratiğinde geliştireceğinizi düşünüyorum....
"Görmeyeli ne kadar değişmişsin? Her şey nasıl
da hızlı değişiyor. Bugün sende değişik bir şeyler var... Aramızda
değişen şeyler var. Bu değişikliğin nedenini anlayamıyorum. Bana çok
değişik geldi. Değiş artık! Değişmenin tam sırasıydı. Değişmeye karar
verdim. Değişik bir tutum sergiledi. Beni değiştirmeye mi çalışıyorsun?
Değişiklik şart! Dünya değişiyor. Değişmeyen sen kaldın! Şu kafayı
değiştir artık! Değişim kararı seninle başlıyor."
Günlük yaşamda değişmeyle ilgili ne kadar ifade var onu
bilmiyorum. Bu kelimeyi kullananların hangi açılardan, ne ölçüde, neye
yönelik bir değişimden söz ettikleri gerçekten bir merak konusu diye
düşünüyorum. Görünen,
kişiye bağlı subjektif bir değerlendirmenin söz konusu olmasıdır. Herkes
yaşamı boyunca aile, çevre, sosyal yapılanma, kültürel düzey, eğitim
açısından farklı süreçlerden geçerken, karşısına çıkan olaylardan elde
ettiği sonuçlardan algı düzeyine göre deneyim sahibi oluyor. Sonraki
dönemlerde de önüne çıkan sorunlara yaklaşımları da geçmişe dayanan
düşünce şablonlarına ve bunlar arasında ortaya çıkan yorumlara bağlı
oluyor.
O halde kişilerin kendi doğruları her zaman başkalarının doğrularıyla
örtüşmeyebilir. Bu durumda bir çatışma noktasının ortaya çıkması
kaçınılmaz olacaktır. Bu durum asla önlenemez midir? Bunun için bir iyi,
bir de kötü haberim var size. İyi haber, isterseniz önlenebilir; kötü
haber, bunu karşı taraftan beklemeden sizin yapmanız gerekiyor.Değişimin
temel itici gücünün toplumların ekonomik hayatlarında var olan üretim
teknolojilerinin, üretim araçlarının ulaştığı seviyeye bağlı olduğunu
düşünürsek, değişim kavramını da herkesin kabul edebileceği bir eksene
oturtabiliriz. Nano
teknolojiler, bilgisayarlar, genetikteki gelişmeler, telekomünikasyonda
yaşanan hızlı gelişmeler, uzay teknolojisinin günlük yaşama taşıdığı
kolaylıklar, internetin yarattığı devrim niteliğindeki adımlar artık
birçok şeyin eskisi gibi olmayacağı haberini veriyor .
Günlük yaşam, eğlence, spor, insan ilişkileri, eğitim, tatil, hatta
savaş anlayışı, komşu ilişkileri ve daha bir dizi sıralanabilecek konuda
bambaşka bir dünya önümüzde duruyor.
Bilgi, herkes tarafından ulaşılabilecek bir noktaya geldi. Kimsenin
tekelinde değil artık. Küçülen bir dünyada en küçük bir haber bile
anında her yere ulaşabiliyor. Teknoloji insan yaşamına olumlu katkılar
yaparken olumsuzlukları da beraberinde taşıyor. Özel yaşamın bundan
nasibini aldığını söyleyerek en çarpıcı örneği verebiliriz.Bir
öncekine göre farklı bir tavır, davranış ya da yaşam biçimi için,
değişimden söz edebiliriz. Ancak her değişimin, ortaya çıkardığı
sonuçlar açısından bir gelişme olup olmadığının ölçüsünü çağdaş
normlarla belirlemeliyiz.
Değişim, kişisel gelişimi; kişisel gelişim aile ve yakın çevreyi; o
da toplumsal yapıyı nitelikli hale getirdiği sürece desteklenmelidir.
Buna karşı gösterilecek direncin kişisel, kurumsal, toplumsal boyuttaki
beklenmedik sonuçlarıyla, bizlere ciddi anlamda zaman kaybettireceğini
söylersem her halde çok yanılmış olmam. Önce bizimle başlayacak olan
değişim, gerçekte zevkli bir yolculuk olabilir.
Biçimsel kopyalama, zihinsel süreçlerimizdeki yer değiştirmeyle
desteklenmez ise bize mal olacak bir gelişmeden asla söz edemeyeceğiz.
Kendi içinizde var olan en iyi dokuyu açığa çıkartmak insan olarak en
temel göreviniz olmalıdır bence. Kendini iyi tanımak, olayları farklı
açılardan görmeye çalışmak, karşı tarafı anlamak için çaba göstermek,
farklı kişilikleri kabul etmek bize ne mi kazandırır? Yaratıcı ve
gelişen bir beyin sadece!!!Harekete geçmek belki ilk adım; ancak hangi
yönde ilerleyeceğinizi belirlemek her şeyden daha önemli.
**********************************

YÖNETİM DANIŞMANIYLA
ÇALIŞMA KARARI VERİLMESİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER NELERDİR?
Konumuzu kâr amacı güden üretim ve hizmet
kuruluşlarıyla sınırladığımızda ilginç bir Türkiye gerçeğiyle
karşılaşıyoruz. Tepe yönetimlerin şirketleri için,
yönetim danışmanlığı hizmetlerinden yararlanmasıyla ilgili karar
verme hızı, faaliyetleri sırasında fizibilitesi bile yapılmamış strateji
ve taktikleri geliştirme hızının çok gerisindedir. Şirketin
her türlü ticari kaybı kısa zamanda unutulurken, yalnızca kazançlara
odaklı ,kayıpları ölçemeyen veya farkına varmayan bir işletmecilik
modelinin her olayı kendi içinde yaşayarak öğrenme yöntemiyle
sürdürüldüğüne tanık tanık oluyoruz.
Ne yazık ki bu durum, bir deneysel şablon olarak,
sistematik bir çerçeve gibi algılanmakta ve örgütsel davranış kültürünün
bir parçası olmaktadır. Bunun ağırlıklı bir öğrenme şekli olarak
benimsenmesinin yanında girişimcinin sosyolojik açıdan üstlendiği rolde,
deyim yerindeyse "burnundan kıl aldırmamak" anlayışı , patronların
her şeyin çözüm merkezi olması gerektiği inancından
kaynaklanmaktadır. Bu bir yanılgıdır. Ne yazık ki karar verme sürecinin basit aşamalarını
bile kullanmadan, anlık ve bilinçaltı stratejilerle pazarda varolma savaşında
belirli bir dönem ayakta kalmış olmaya dayalı işletme yönetimi,
günümüzde geçerliliğini giderek yitirmektedir. Bu durumu az çok fark
eden şirketlerin kendilerini dışardan bir gözle değerlendirme
istediğinin son yıllarda olumlu ölçüde artmakta olması sevindiricidir.
Ancak doğal (aslında çoğu zaman gerekenler yapılmadığı için)
elenme süreci piyasanın yeni girişimcilerle tazelenmesini hızlandırırken,
zamanında elde edilen kaynakları aşırı ölçüde kullanarak halen varlığını
sürdürmeyi başarabilen şirketlerin değişen koşulların
gereğini anlamamış olması ekonomi için ne büyük talihsizliktir.
Yılların deneyimine dayanan işletmecilik becerileri
eğer rekabet, pazarlama, müşteri ilişkileri, yönetim modelleri vb.
değişmeden kalsaydı, her dönem için geçerli olabilirdi. Öylesine bir
değişim ve dönüşüm süreci yaşanıyor ki eski deneyimlerle bugünü
karşılamak mümkün değil artık. Yeni deneyimlere ihtiyaç var...Eski
günlerin geri geleceği hayaliyle dişini sıkan , maddi ve manevi bedel
ödeyen şirketler için üzülüyorum.
"İş benim değil mi? atarım da, satarım da , batırırım
da" düşüncesi taşıyan şirket sahiplerinin sahip oldukları
varlıkları, nihai anlamda, içinde yaşadıkları topluma borçlu
olduklarını hatırlayarak onları sağlıklı biçimde yaşatmaları gerektiğini
anlamaları ne kadar zaman alır acaba?
Keskin rekabet koşulları, günlük işlerle
boğuşan şirketlerin yeni deneyim kazanmaları için bir danışmanlık
hizmeti alma ihtiyacını ortaya koymaktadır. Çünkü değişen koşullar tüm
kuruluşları bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik , olgunluk
dönemlerini yeniden yaşamaya yönlendirmektedir. Metabolizması
değişime uygun şirketler bu evreleri süratle geçerek aldıkları
rehberlik hizmetleriyle kendilerini yeniden konumlandırabilmektedirler.
Her şey günün getirdikleri içinde bilimsel yöntemler kullanılarak yeniden öğrenilecektir. Peki bu
nasıl olacaktır?
Danışmanlık, bilgisi ve becerisinin yetmediğine inanan
birinin, buna sahip olan bir başkasıyla kurduğu profesyonel ilişkinin
adıdır. O halde tepe yönetimler öncelikle eksik kaldıkları yanları kabul
etmeliler. Başarı bir nokta değil bir yolculuktur. İşletmeyi bunca sene
iyi yönetmiş olmak bundan sonrasını garanti etmemektedir. Elbette
sahip olunan her türlü birikimin bir anlamı vardır. Ancak bunlar yeni koşullarda
teker teker elden geçirilerek işe yarayanlarla, yaramayanlar
ayrıştırılmalıdır.Yeni şartlar yeni işletme kültürüyle
kavranabilecektir.
Terk edilmesi gereken ön yargılar:
-
Danışman patronun zayıflığını gösterir
-
Kurucu olarak bu şirketi bu hale ben getirdim,
çıkış noktasını da ben bilirim
-
Bilgi karın doyurmaz, danışman bana somut ne
verecek ki?
-
Diğer işletme de denedi ama olmadı
-
Danışmana ihtiyaç duyacak kadar düşmedik
-
Büyük holdingler danışman kullanır
-
Çok para isterler
-
Danışman garanti verse belki düşünürüm
-
Sırlarım bir yabancı tarafından bilinecek, buna
izin veremem
-
Şirketi yönetme gücüm ve otoritem elden gider
-
Benim bildiğim şeyleri bana satacak
-
Çocuklarım karşısında mahcup olurum
-
Ele güne ne derim?
-
Asla güvenemem
Özetle çok sıkı ve samimi bir öz değerlendirme yaparak
danışmanlık hizmeti için küçük adımlar atılabilir. Kısa dönemli projeler
için kullanılacak bütçeler, zamanla istenen sonuçlar alındıkça
büyütülür. Günümüz insanının her şeyi bilen değil, öğrenen olması
profiline dikkat çekmek istiyorum. Öğrenmeyi tüm kuruluşa yaymayı, bu
konuda dışarıdan destek almayı akıllıca bir duruş olarak algılamak
gerekir. Her şeyin yolunda olduğunu düşündüğünüz an danışmanlık almanın
en önemli zamanıdır. İşler sarpa sardığı zaman çaresizlik içinde
danışmana başvurmak, elinde sihirli değneği olmayan bir uzman için
işleri zorlaştırmaktadır.
Kanımca her şirket en azından yılda bir kez
tepeden tırnağa yapısal "sağlık" kontrolünden geçmelidir...

**********************************
ŞİRKETLERİN
ERGENLİK DÖNEMİ NEDİR?
Organizasyonlar için çeşitli çevrelerce bebeklik,
çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık dönemi diye dile getirilen
dönemlerin açık ve net tanımlanmış modellerle açıklanmak yerine
zihinlerde herkesçe farklı şekilde çağrışımlar yapan tanımsız
tanımlara karşılık geldiğini görüyorum.15
yıldan fazla devam eden girişimcilik deneyimim, irili ufaklı
yüzlerce şirketle olan ticari ilişkilerimin sağladığı birikimlerim ve 12
yıldan fazla eğitim ve genel yönetim danışmanı olarak bir araya
getirdiğim gözlemlerim şirketlerin faaliyetlerini yürütürken
geçirdikleri en önemli dönemi “ergenlik” olarak ortaya koyma
fikrini verdi.
Bu sonuçtan hareketle ergenlik dönemi sorunlarını
yaşayan genç bir insanla şirketler arasında dikkate değer benzerlikler
buldum. Bunun en büyük nedeni, bu şirketlerin gelişme dönemlerinin iç
ve dış kaynaklı uyarıcılara karşı verdikleri tepkilerin ergen çocuklarla
benzerlik taşımasıdır.
Ergen Şirket tanımının içeriğinin kolayca
anlaşılır olmasının danışmanlık açısından bir yararına daha inanıyorum.
İşletmelerin büyüyüp serpilme süreçlerinde yaşadıkları sorunlar ve
bunlara yaklaşımda aranan çözümler, neden ergenlik dönemindeki çocuklar
için kullanılanlarla benzerlik taşımıyor olsun? İnsan hayatının bu
dönemini anlamaya ve sorgulamaya çalışmıyor muyuz? Bu noktadan
hareketle çocukta yaşanan garipliklere bakıp ona “ergenlik çağında”
etiketini yapıştırarak bize farklı gelen davranışlarının nedenlerini
açıklamada zorluk çekmiyoruz.
Öte
yandan ergen bir insanla -organik sistem- işletme arasında bağlantı
kurmama yol açan önemli bir başka unsur daha var.
Teknolojide yaşanan bu büyük devrime rağmen insanoğlu halen yaban
kazlarından takım çalışmasını, liderliği ve dayanışmayı, kartallardan
zirvede kalmanın gücünü, sincaplardan motivasyonu, kunduzlardan vizyon
paylaşımını, kırmızı karıncalardan sosyal dayanışma ruhunu, bukalemundan
koşullara uymayı, örümceklerden dünya çapında ağ iletişimini (internet)
öğrenmektedir. Tırtılın
kelebeğe dönüşmesi bir basamak daha gelişmesinden daha farklı bir
şeydir. Kelebek tırtıldan nitelik olarak farklıdır. Koza içinde
geçirdiği sürede kelebek, tırtılın organizmasının yerine kendi
organizmasını inşa eder. Biyolojik program bu şekilde çalışır. Eğer bu
süreç doğal akışı içinde tamamlanamaz ya da bir dış müdahaleyle
hızlandırılmaya çalışılır,örneğin kelebeğin kozadan çıkması için bir
delik açılır ise, ortaya kanatları olup da asla uçamayan garip bir
yaratık çıkar. Bu durum şirketlere dışarıdan destek veren
danışmanlar açısından büyük önem taşımaktadır. Dış desteğin kuruluşun
kendi iç dinamikleriyle gelişmesine yardımcı olacak bir titizlikle
yürütülmesi gerekir.
Ergenlik bir başkalaşım dönemidir. Fransız Psikiyatrist Françoise Dolto,
bunu kabuk değiştiren yengeçlerin durumuna benzetir. Yengeçlerin kabuk
değiştirdikleri dönemde zayıf ve savunmasız olduğundan bahseder. Eğer bu
dönemde yaralanırlarsa, bu yaranın izini, tüm yaşamları boyunca
taşıdığının altını çizer. Ergenlik döneminin sağlıklı işlememesi
nedeniyle ileri yaşlarda ciddi sorunlar yaşandığını, bilim çevreleri
söylemektedir. Aynı çevreler bu sorunların ileride aşılmasının da
zorlaştığını belirtiyorlar.
Ergenlik insan için de şirketler için de bir hastalık değildir. Doğal ve yaşanması
gerekli bir süreçtir. Ergenlik sonrası insan ya da şirket eskisinin çocuksu
ve acemi havasından farklı bir kimliktir. İnsan önünde sonunda
bu dönemi fiziksel olarak tamamlamaktadır. Peki ya zihinsel olarak bu
dönem tamamlanamazsa neler olur? Yaşı kemale erse de sorunlu
kişiliklerle karşılaşma olasılığımız yüksek olacaktır. Şirketler
açısından da iç ve dış çevre ilişkilerinde sıkıntılı, tutarsız, etkili
ve verimli olmayan aynı durum geçerli olabiliyor... Aslında ergen çocuklarla
işletmeler arasında kurulan benzerlikle bir organizasyonel kültürün
şekillenme süreci tanımlanmaktadır.
İç ve dış etkenlerden kaynaklanan
etkileşim içinde de gelişen ve kimlik bulmaya çalışan bir işletme yaşamı
gözlemlenebilir. Bir yandan “Büyümüş de
küçülmüş dediğimiz” çocuklar gibi davranıyorlar, öte yandan da
beklenmedik tepkiler gösteriyorlar, başına buyruk asi tavırlar
sergiliyorlar. Bazen “sevimli” ve “saf” çoğunlukla da “anlaşılmaz”
olabiliyorlar. Hemen hepsi kendilerinin
merkezinde yer aldığını düşündüğü bir dünyaya ve şimdiki zamana o bilgiç
tavırlarıyla övgüler diziyorlar. Kendilerine olan hayranlıklarını her
fırsatta dile getiriyorlar. O güne kadar yaptıklarını
ifade edebilmek ve sergilemek için
can atıyorlar.
Söz
konusu nitelikler taşıyan organizasyonlar küçük, orta, büyük ölçeklerde
olabilirler. Üretim yapıyor ya da sadece hizmet sektöründe yer alıyor
olabilirler. Hatta yepyeni veya uzun bir geçmişe dayanabilirler.
Ergenlik döneminde olup olmamalarını belirlemede zamanın çok etkili bir
faktör olduğu söylenemez.
İşletme yönetiminde girişimcilik, teknisyenlik ve
yöneticilik yeteneklerine ihtiyaç vardır. Bu özellikler bazen birkaç
kişiye dağılmış olurken bazen de aynı kişide toplanabilir. En üst karar
organlarında yer alanlar farklı kişiliklerden oluşsa bile bütün bunlar
ele aldığım temel konulara yaklaşımlarındaki benzerliklerinden dolayı,
bu şirket yapılarının Ergen Şirket tanımı içinde yer almasına engel
oluşturmamaktadır. Önemli olan gerçekte ne yaptıkları ve onların
sonuçlarıdır.
Ele aldığım noktaların şu
kadarını veya bu kadarını uyguluyor olmak kanımca Ergen Şirket sayılmak
için yeterli bir belirtidir. Bir şirket ya ergendir ya da değildir.
Sadece ergenlik döneminin içinde bulunduğu evrelere göre ön, orta ve geç
ergenlik diye bir tanımlama yapılabilir. Çünkü ergenlik dönemi
uzmanlarca insan yaşamının sekiz evresinden beşincisi olarak
açıklanıyor.
İnsanda dönem, seksüel olgunlaşmaya geçişle başlıyor (11
- 13 yaşlar) kimliğe ilişkin belirgin duyguların kazanılması ile (21-22
yaşlar) sona eriyor. Ergenlik üç evrede İnceleniyor: erken veya ön, orta
ve geç ergenlik dönemleri. Erken ergenlik döneminin (11-14 yaşlar) en
önemli özelliği seksüel olgunlaşmayla başlayan bedensel değişikliklere
uyum sağlama ve kabullenme süreci olması. Bu evrede soyut düşünme
becerisinin kazanılmasıyla biIişsel gelişim de tamamlanmış oluyor. Bu
dönem şirketleri organizasyonel yapının işleyişine ilişkin deneyim
kazanarak piyasada oyuncu olma cesareti kazanır. Orta ergenlikte ise
(15-18 yaşlar) gencin anne ve babasından ayrılma ve bireyselleşme çabası
görülüyor. Bu dönemde otorite çatışmaları yaşanıyor, arkadaş gruplan
önem kazanıyor ve ergenin sosyal gelişimi hızlanıyor.Bu dönemin
şirketinde yönetim tarzının şekillenerek benzerleri arasında öne çıkma
, sektörel etkinliklerde boy gösterme çabası içine girilmektedir. Geç
ergenlik (19-22 yaşlar) ise kimlik duygusunun kazanıldığı bir evre diye
niteleniyor. Bu evrede kimlik duygusunun üç bileşeninden söz ediliyor:
cinsel, sosyal ve mesleki kimlik. Bu dönemin şirketlerinde kurumsallaşma
, markalaşma fikri gelişirken gösterişli tanıtımlar yerine daha kalıcı
ve ayakları yere basan bir varolma ihtiyacı belirginleşmektedir.
Bütün bu
yaklaşımlar ışığında basit zihinsel modeller oluşturarak karmaşıklığı
çözmeye çalışan beynimize, soyut düşünceden somuta giden bir kapı
açmanın mümkün olacağına inanıyorum. Ülkemizde bolca kaynak kullanan,
istihdam yaratan, çetin piyasa koşullarında sürdürülebilir kârlılıkla
var olma savaşı veren çok sayıda işletmenin bir an önce bu süreci
sağlıklı olarak tamamlamalarında, bir cerrah gibi
operasyonu yürütecek, yönetim danışmalarına çok iş
düşüyor.

**********************************
ŞİRKETLERDEKİ ÖN VE ORTA DÖNEM ERGENLİK
GÖSTERGELERİNDEN BAZILARI
Aşağıdaki maddelerin
önemli bir bölümünün, samimi bir değerlendirmeyle, kuruluşunuza uygun
olduğunu düşünüyorsanız vakit geçirmeksizin bir yönetim
danışmanına başvurunuz...
-
Şirket
faaliyetleri için aciliyet ve önem taşıyan araç, gereç,
donanım, fiziki mekan iyileştirmelerini sağlayacak harcamaları
gereksiz bularak, gösterişe dönük kaynak kullanımına yatırım gözüyle
bakmak
-
Kurumsallaşmayı
gösterişli binalar, giriş bölümleri, güvenlikli kapılar, totemler,
kartvizitler,unvanlar kullanma olarak dar bir çerçeveye oturtmak
-
Organizasyonu
olduğundan farklı gösterme çabasıyla, şaşaalı açılış ve kutlamalarla
medyada yer alma çabası içinde olmak
-
Gösterişli
organizasyon şemalarının yalnızca duvarda asılı tablolara dönüşmüş
olması
-
İş planı olmadan
çalışmak
-
Kuruluşça
sindirilmemiş ISO belgesi almayı büyük marifet saymak
-
Sektör
liderlerini kopyalamaya çalışmak ve rakiplerin stratejilerini
taklit etmek
-
Rekabeti rakibe
"gol atma" anlayışıyla ele alarak tutarsız fiyat politikaları
sürdürmek
-
Cirodaki hızlı
büyümenin nedenlerini sağlıklı değerlendirmeden piyasa aktörleri
içinde yıkıcı rekabet ve meydan okumayla boy gösterip, sonunda
şirketi zarara uğratmayı "savaş yarası" olarak ifade etmek
-
Rakip ataklarına
"atın ölümü arpadan olsun" anlayışıyla cevap vermek
-
Tepe yönetimin
verdiği yanlış kararları sonuna kadar savunmak ve hata kabul etmemek
-
Bilginin şirket
kaynağına dönüştürülmesinin önemini kavramamak, elle tutulur
ve gözle görülür olan
konulara yatırım yapmayı tercih etmek
-
Strateji,
sinerji, kalite, kurumsallaşma, büyüme, penetrasyon vb. kavramların
dillerden düşmeyerek bol miktarda ve içi boş olarak kullanılması
-
Ücret artışlarını
yönetime yakınlığa göre ve duygusal kararlarla yapmak
-
Ücretlerde çifte
standart uygulayarak "para benim değil mi?, İstediğim zaman
istediğim personeli yüksek ücretle istihdam edebilirim" düşüncesiyle
hareket etmek
-
Asıl faaliyet
konusu dışında spekülatif alanda operasyonlara girişerek sık sık
odak dağınıklığı yaşamak
-
Tepe yönetimin
birinci derece yakınlarının işletme yönetimine şu veya bu biçimde
karışması
-
Sık sık aykırı
yönetsel kararlar vererek çalışanların düzenini bozmak
-
İyi bir hedef
yakalandığında beklenmedik ödüller vermek veya tam tersi durumlarda
kuruluş içinde soğuk rüzgarlar estirmek,her iki durumu da enine
boyuna değerlendirmemek
-
Ödül ve cezayı
deyim yerindeyse tepe yönetimin ruh haline göre uygulamak
-
Çalışanlara,
değer yaratanlar gözüyle değil de, son kullanma tarihi
olan araçlar gözüyle bakmak
-
Tepe yönetimin
davranışlarının temel nedenlerinin çoğu zaman anlaşılamaması, sağı
solu belli olmayan bir tutumun çalışanlara kabul ettirilmesi
-
Kuruluş
fonksiyonlarının sağlıklı işleyişi için personelin ihtiyacı olan
fiziksel mekanı olabildiğince dar tutarken, tepe yönetime
jakuzili, bilardo masalı, koşu bantlı, saunalı, yataklı, özel sinema
salonlu ofis odalarının tahsis edilmesi
-
Şirket kasasının
patronun cebi gibi kullanılması
-
Resmi olmayanla
resmi muhasebe arasında sürekli cambazlık yaparken sık sık zor
durumlara düşmek
-
Şirket içi
sağlıklı iletişim yerine kurgulanmış ve gündeme uygun düşen bir
bilgi akış trafiğini yönetmek
-
Çalışanlara tepe
yönetimin ve ona yakın olan posizyondakilerin kişisel ruh haline
veya işin o anki gidişatına göre ya çok sıcak ya da çok sert veya
kaba davranması
-
Tepe yönetim lüks
harcamaları kendisi için uygun görürken ücret artış zamanlarında
çalışanların taleplerine sağır olmak
-
Kriz zamanlarında
faksın , muslukların, tuvalet kağıdı, kağıt havlu , büro sarf
malzemeleri, telefon kullanımını vb. azaltmayı ve ilk fırsatta bazı
çalışanları işten atmayı tasarruf olarak görmek
-
Danışmanla
çalışmayı sınırlı kullanımlar dışında zayıflık göstergesi olarak
algılamak
-
Sağdan soldan
sağlanan bedava bilgiye dayanarak çalışanlarca kavranmamış
stratejiler geliştirerek bunları sık sık değiştirmek
-
Kurumsal ve
kişisel gelişim programlarının uygulanmasına moda anlayışıyla
yaklaşarak rakiplere hava atmak
-
Tepe yönetimin
değerlerini ilkesiz bir anlayışla kuruluşa egemen kılarak her türlü
yönetsel karara ve tasarrufuna kılıf uydurmak
-
Plansız
çalışmayla, personele aynı zaman diliminde farklı görevler vererek
onların iki ayağını bir pabuca sokmak
-
Etkili ve verimli
çalışma performansını ölçme araçlarından yoksun olarak kayıt dışı
kaynak kullanarak kârlılığı
yüzeysel göstergelere dayanarak açıklamak
-
Çalışanlara
sorumluluk vererek yetkilendirmemek
-
Toplantıları
düzensiz, gündemsiz yaparak güç gösterisi ve fırça seansları için
kullanmak
-
Tepe yönetimin
her konuda ayrıcalıklı olduğunu , çifte standart uygulama hakkı
olduğunu (şirket kuralları yalnızca çalışanlar içindir)
herkese bariz biçimde göstermek
-
Kriz dönemlerinde
tüm çalışanları tasarrufa teşvik ederken tepe yönetimin kendisini
bunun dışında tutması
-
Raporlamayı
geri bildirim alma ve vermede kullanmak yerine şeklen yaptırmak
Bk. ERGEN ŞİRKETLER -Sistem Yayıncılık-2005

**********************************
STRATEJİ NEDİR?
Strateji, Latince kökenli olup, stratus/stratum (tabaka, seviye, düzlem)
kelimesinden gelmektedir. Önceleri askeri kesimde kullanılan bu kavram,
hızla iş dünyası tarafından benimsenmiştir. İşletmenin içinde bulunduğu
koşullarda durdurucu, geriletici ve yavaşlatıcı engelleri ortadan
kaldırarak, ona faaliyet serbestisi sağlayan ve amaçlara sıkıca bağlı
olan düşünsel boyutta bir değer sistemidir. Günümüzde artık iş
dünyasının yanı sıra dernekler, sivil toplum örgütleri,siyasi partiler,
kamu kuruluşları ve ülkeler de stratejiler geliştirmektedir.
Strateji, İşletmelerin:
-
rekabetçi bir ortamda çevresiyle karşılıklı etkileşimi içinde o
çevreye uyumunu sağlamaktır.
-
yenilik ve ilerlemesini sağlayarak meydana gelen değişikliklere
yeniden konumlanmasını kontrol altına alan yönetsel bir araç ve bir
analiz sanatıdır.
-
uzun dönemli etki alanı ve yönüdür.
-
değişen çevreye göre kaynak uyumudur.
-
aynı zamanda pazara, müşterilere ve satıcılara da dönüktür.
-
ayrıca şirket ortakları ve hissedar beklentilerinin nasıl
karşılanacağının da yol haritasıdır.
Stratejik kararlar neler
olabilir?
Strateji
nelerle ilgilidir?
-
Amaçlara bağlıdır.
-
Çevreyle karşılıklı ilişkileri düzenler.
-
Rutin işlerle değil, uzun vadeli politikalarla ilgilidir.
-
İşletmenin finansal ve sosyal sermayesini uyum içinde faaliyete
geçirir.
-
Kaynaklardan yararlanmanın ve dağılımının kesin dökümünü ve
takvimini içerir.
-
Bir motivasyon aracıdır.
-
Organizasyonun oyun planıdır.
-
Üst yönetim kararlarını gerekli kılar.
-
Firma kaynaklarının önemli bir bölümünü gerektirir.
-
Firmanın uzun dönemli refahını etkiler.
-
Gelecek yönelimlidir.
-
Çok işlemli ve çok fazla sayıda bir dizi eylem gerektirir.
Stratejik seçenekler
-
Hizmetlerimizin kapsamı ne olmalı ?
-
Hizmet etmemiz gereken gruplar hangileri ?
-
Ne tür bir teknoloji kullanmalıyız ?
-
Hangi düzeyde bir servis kullanmalıyız ?
-
Temel amaçlar ne ?
-
Fikir ayrılıkları ne ?
-
Sorunu tanımlamamanın muhtemel sonuçları ne olabilir ?
Bir strateji, ancak kuruluşu farklı kıldığı zaman anlamlı olmaktadır.
Bir şirketi farklı yapan şey sahip olduğu bilgi, para veya fiziksel
donanım değildir. Bir şirketi farklı yapan, o şirkete özgü kaynaklardan
(bilimsel ve teknik bilgi, istatistiksel, sosyal, ekonomik ve yönetim
bilgisine kadar her türlü bilgiyi kullanabilme) yararlanabilme
yeteneğidir. Yani her şey bilgiyle ilgilidir. Aslında iş, bir dış kaynak
olan bilgiyi, bir dış sonuç olan müşteriler için anlamlı ekonomik
değerlere dönüştürme işlemidir. Ancak farklılık adına da amaç ve araçlar
dengesinin de iyi kurulması gerekir.
Halk tipi ucuz mobilya üreten bir firmanın dağıtım kanalını belirlerken,
yüksek gelir grubunun yaşadığı bir semtte mağaza açması ne kadar doğru
bir stratejidir?
Tepe yönetim tarafından çizilen strateji örgütün tümünü kavradığında
geçerlilik kazanan maddi bir güç haline gelir. Yarının iş modelini
tasarlamaktan çok, dünün açıklarını kapatmaya devam etme alışkanlığı,
işletmeye zarar verecek şekilde sürdürülmektedir. Şirket çalışanları
arasında geçmiş, bugün ve gelecek zaman tablosunda nerede bulunduğunu
anlamak için konuşma ve uygulamaların oranına bakmanız yeterlidir.
Çalışanlar arasındaki sohbetlerde "Eskiden biz şöyleydik, şu kadar satış
yapardık, çok kazanırdık vb." geçen ifadeler geçmişte yaşayan
kuruluşlara özgüdür. Çalışanlar zamanlarını en çok nelerin çözümü için
kullanmaktadır?
Çoğu şirket geçmişte doğru çözümler bulamadığı sorunlarla bugün
uğraşmakta olup, bırakınız geleceği, bugünün gereklerini düşünmeye dahi
gelememiştir.

**********************************
GİRİŞİMCİLİK
NEDİR?
"Girişimcilik,
bir kişilik tanımından önce, beynin yaratıcı zihinsel faaliyetlerinin bir
iş kapsamında uygulanmaya dönük yönü olarak ele alınabilir.Tıpkı liderliğin
sadece doğuştan olduğunu iddia edemeyeceğimiz gibi girişimcilik de ortaya
çıkartılarak liderlik gibi sonradan öğrenilir, beslenebilir ve
geliştirilebilir. Bu, tetikleyici bir nedenle zihnimizin derinliklerinde
düşünce boyutunda başlayan bir reaksiyonun, patlamayla açığa çıkan
sürdürülebilir etkinliği ile ilgilidir.
Zihnimiz birkaç saniye içinde milyonlarca işlemi
gerçekleştirecek hızda çalışır. Sorgulanan her şey için başladıktan sonra
kolayca durdurulamayan işlemler dizisi vardır. Bu işlemler geri planda
sürekli çalışır. Konunun özü, kişinin aklından geçenleri ortaya dökmesini
sağlayan ve eyleme geçiren bilişsel süreçlerdir.
Şu ve veya bu nedenle arayış içindeki bir insanın beyninin
derinliklerinde neler olur? İşe ilişkin düşünceler nasıl oluşur?
Aptalca, akıllıca, mantık dışı, çok mantıklı, uçuk-kaçık,
gerekli gereksiz fikir yumakları, kendi içlerinde çarpışarak derinlerden
yüzeye ham meyvelerini gönderirler. Sorular sistemin anahtarlarıdır. Beynin
enerji üretiminde sorgulayıcı düşünme tarzının büyük rolü vardır. “Ne,
nerede, niçin, nasıl, ne zaman ve kim?” soruları araştırma ve algılama
sürecinde tetikleyici olmaktadır.
Deneyim, bilgi ve fikirlerin üretkenliğe dönük çarpışma
kalitesi, öğrenme isteği ve zihinsel şemalar yüzeye gelen ham meyvenin
niteliklerini belirler. İnsanın eşsiz özelliklerinden olan farkındalığı, öz
bilinci ve hayal gücü bu ham meyvelerin üzerindeki gereksiz kısımlarını
atarak temizler, rafine eder, parlatır ve olgunlaşması için en uygun
ortamda “tabakta” sunuma hazırlar. Bu çaba, ortaya çıkan iş fikirlerinin
görünür kılınmasına yol açar. İşte tam bu noktada girişimcinin dışındaki
dünyada sermaye, emek, müşteriler, rakipler, teknoloji ve pazar gibi ana
bileşenler devreye girerek bir plan üzerinde fikrin maddi gerçekliğinin
temelini oluştururlar.
Bir girişimcinin beyni incelenseydi ve fikirlerin oluştuğu
yerin bir fotoğrafı çekilebilseydi eminim bir savaş meydanının kenarına
toplanmış enkaz yığınları ve o alanın temizlenmiş bölümü üstüne oturtulan
düşünce tuğlalarından oluşturulmuş bir projenin doğuma hazır üç boyutlu
modeli görünecekti.
Her işletmenin oluşturulma sürecinin baş aktörü onu
başlatan fikrin yaratıcısı olan girişimcidir. Kanımca bir girişimci ile
girişimci olmayan arasındaki en önemli fark, bir işle ilgili fikir
yumaklarını gerçekleştirme çabasındaki kararlılık ve eylemde ortaya
çıkmaktadır. Çünkü o zaman kristalleşen fikrin gerçek dünyayla yüzleşme
zamanı gelmiş demektir. Bu aşamada beynimiz, iş fikrinin doğumuyla ortaya
çıkan kavramsal modelin verdiği büyük hazzı yaşamaktadır. Doğuma hazır
durumda bir fikrin kürtajı ise, insanı huzursuz etmektedir. Yarım bırakılmış
diğer işler gibi taşıması zorunlu yüklere dönüşmektedir. Belki de insanlığa
hizmet edecek bir çok fikir, yaratıcısının yüzleşmekten kaçınıp “olmaz böyle
bir şey” diyerek girişimci kavrayıştan vazgeçmesiyle en başında yok
olmuştur.
Burada belki içine düşülebilecek tek bir tuzak olabilir:
“Girişimcilik için girişimcilik!” Bunu açığa çıkarmanın mihenk taşı ise
girişimcinin farkındalığı ve kendisine soracağı “ne yapmak istiyorum?,
neden girişimci olmalıyım?, neden bu fikir?, bedelini ödemeye hazır mıyım?,
neden şimdi olmalı?” şeklindeki sorulara vereceği cevaplarıdır…
Her zaman bir iş fikrini hayata geçirecek, onu giydirecek,
ona kan ve can verecek bir girişimciye ihtiyaç vardır. Ancak yaratıcı
düşünce ve düşünsel modellerin sadece bir başlangıç olduğunu vurgulamak
istiyorum. İş fikri ekonominin bulunduğu düzlemde uygulanabilir ve ayağı
yere basabilir olmalıdır. Değilse çıkmaz sokaklara girileceği aşikardır.
Güçlü bir fikrin ve buna yürekten inanan bir girişimci için,
işin gerçekleştirilme sürecinde fırsatlar da sis perdeleri altından çıkmaya
başlar. Girişimci de “nasıl yapılamaz?” sorusu yoktur. “Nasıl yapılabilir?”
sorusu bütün bir sürecin volan kayışıdır. Fikri oluşturduktan sonra ondan
vazgeçmek ise işin en kolayıdır. İş fikrini oluşturma, kişinin kendisine
meydan okumasıdır ve orada başarısızlık korkusuna yer yoktur.
Bugün çevrenizde kime sorarsanız sorun iyi bir yaşam
isteğinden, mutluluktan söz eder. Bazıları dile getirirken farklı yollar
izlese de çoğunda parasal açıdan sorun yaşamadığı bir hayat beklentisi ve
zengin olma hayalleri vardır. Mutluluk gibi zenginlik tanımı da kişiden
kişiye değişse de onları istemek yetmiyor. Çünkü yürekten istenen her şey
için, moral ve motivasyon içinde kendini adamaya hazır bir ruh daima vardır.
Bu nedenle dudaklarımızda şekillenen sözlerin kelimenin tam anlamıyla her
zaman yürekten koparak geldiğini söylemek zordur.
Ne aradığınızı ve nereye gittiğinizi bilmiyorsanız sahip
olduklarınızın ve vardığınız yerin de önemi yok demektir. İnsanın kendi
kendine tanımlayamadığı hiçbir şeyin anlaşılması imkanı da yoktur.
Uygulamaya geçirilemeyen bir iş fikri zihinsel arşivin tozlu
raflarında kullanılacağı güne kadar saklanabilir. Ara sıra düşünce
arşivinden çıkartıp parlatmak gerekebilir. En azından basit bir model
halinde yazılı hale getirerek onunla yüzleşmek iyi bir yöntemdir. Değilse,
zaman aktıkça fikirler de hafızanın derinliklerinde yazıları silinmiş ve
zor okunan arşiv dosyaları gibi fazla işe yaramazlar. İşe yarayacağı zaman
geldiğinde ise kullanılmaz hale gelmiş olabilirler.
Bir şeyi önce yürekten istemek gerekir. Onun için de mutlaka
bir hayaliniz olmalıdır. Arayışın yapı taşı ve her şeyin başlangıcı güçlü
arzu ve hayallerdir. Kendisini düşünce dünyasında sınırlamayan, bir amacı ve
arayışı olan herkesin girişimcilik yolculuğuna çıkabileceğini söylemek
istiyorum. O nedenle girişimcinin sözlük tanımını yapmak veya popüler
kriterlerle belirli ortak özelliklerle açıklama yoluna gitmedim. Bir kişilik
özelliği olarak nitelemek yerine, yaşamın içinde çevreden etkilenmelerle de
tetiklenen, kültürel ortamdan beslenen, ekonominin düzleminde şekillenen,
öğrenilen ve eyleme dönük olarak geliştirilen bir yetenek olduğuna dikkat
çekmek istiyorum. "
(Kaynak:
Küçük
Bir Girişimin Öyküsü-S.Selçuklu Sistem Yayıncılık 2006
)

**********************************
NASIL BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ?
Bir çok
açıdan değişimin hızlı olduğu bir dünyada yaşadığımıza hiç kuşku
yok...Üstüne üstlük "Değişim" kavramı da dillerden düşmüyor artık.“Bilgili”
insan yerine de “bilgilenen, sürekli öğrenen insan” tanımı
yapılıyor.
Üniversite diplomaları için "öğrenme lisansı"
açıklaması bile getirenler var. Günümüzde, geçmişte on yıllara sığan gelişmelerin
bir kaç yılda
gerçekleşmesi
söz konusu. Yaşanan değişimin teknolojik ve sosyo-kültürel boyutunda
toplum yaşamındaki etkileri, insan ilişkilerinden
başlayarak komşuluk, eğlence, değerler, kavramlar
ve içerikleri,
moda, müzik, siyaset, spor, toplumsal
kurallar, uluslararası vb. tüm ilişkileri
temelinden etkiliyor. Bunun dışında kalmak mümkün değil...
Böylesine
hızlı değişimi yakalamak ve onun geliştirici yönleri içinde yer
alabilmek, zararlı ve durdurucu yönlerine karşı refleks geliştirmek kurum olsun, şirket olsun, kişi olsun hiç fark etmez,
yüksek bir farkındalık gerektiriyor. Geçmişte aldığımız kararlar, mesleki ya da kültürel eğitimler, bizleri bugün bulunduğumuz noktaya taşıdı.
Bugün kendimiz için yapacaklarımız yarın bizi başka bir yere
taşıyacak veya aynı yerde bırakacaktır. Yapılacak ilk şey, bizi yeni
bir başarıya götürecek gücün kendimiz olduğunu bilerek ona
yaptığımız yatırımı artırmaktır.
Bu sürece edilgen bir öğrenme anlayışıyla değil, aktif olarak etki
yapmak gerekiyor.Her şey bizim kontrolümüzde değil ancak bizim
dışımızda da değil. Etkileşim gerektiren, stratejik gelişme
programlarını hayata geçirmeliyiz.
Değişim ve gelişim sorumluluğu öncelikle sizindir...
Öte yandan işletmeler açısından bilgi ve enformasyonun bir
sağanak şeklinde aktığı günümüzde, ona ulaşmadan çok kritik olanı
yaratma, elde etme, analiz ve hedefler doğrultusunda kullanabilme
sorunuyla karşı karşıyayız. Kısaca
"Bilginin
Yönetimi" de başlı başına bir disiplin haline gelmiştir. O nedenledir ki günümüz kuruluşlarının
bebeklik, çocukluk ve
ergenlik dönemlerini sağlıklı biçimde tamamlayarak
birer öğrenen organizasyona dönüşmeleri, günün şartlarına uyan ve daha
ötesine hazırlanan anlayışlara tepeden tırnağa kavuşması, olmazsa olmaz
şartlardandır. Ve bu süreç evrensel temel prensiplere dayalı çözümlerin yanında,
giderek farklılaşan yeni yöntem ve araçları da gerektirmektedir.
Bugünün rekabet ortamında fark yaratmanın en önemli unsuru
çalışan ve tüketen insandır. İnsan, iş dünyasında, geçmişte olduğundan çok daha fazla ön plana geçen bir
önem kazanmıştır.
Firmaların ürün kaliteleri ve teknolojiler birbirine yaklaşmış,
tüketiciler için seçenekler çoğalmış, kâr marjları
çoğu sektörde ortalamanın altına
inmiş görünüyor. Müşteri, pazar, rekabet, yatırım, satış , pazarlama,
halkla ilişkiler, müzakere, iletişim ve aklınıza gelen birçok kavram
artık yeniden tanımlanmaktadır. Piyasa ilişkilerini etkileyen
parametreler süratle değişmekte, inişli çıkışlı ve belirsizliğin yüksek
olduğu bir dünyada yolculuk yapılmaktadır. İşte bu noktada müşteri
odaklılık rekabetin ana eksenini oluşturarak kalite anlayışına yepyeni
bir boyut kazandırmıştır.
Bu anlayış kamu sektöründe de
anlam genişlemesine uğrayarak vatandaş "müşteridir" şeklinde yeniden
şekillenmektedir.
Müşterilerin
giderek "kral" duruma geldiği günümüz rekabet ortamında işletmeler,
hizmet vermeyi hedefledikleri pazarlarda yer alan tüketicilerin
isteklerine kulak vermek durumundadırlar. "Pazarlama ve Satış"
konusunda günün bilgilerine ve tekniklerine ulaşmak, rakiplere göre
daha iyi hizmet verebilmenin gereği olan bir pazarlama anlayışını
organizasyona kazandırmak demektir. Bu noktada işletme liderliğinin
günümüzdeki rolü ortaya çıkmaktadır.
Liderlik
işletmenin her kademesinde oluşturduğu takımlarla birlikte lokomotif
olurken uzun erimli bir kârlılık anlayışı geliştirmek, etkin satış
yönetiminin temel stratejisini belirlemektedir.
Copyright © 2008 |
Her Hakkı Saklıdır
|